PAYLAŞ

Çok eskilerden bir tat vardı aklımda. Alaeddin Kızlı Sardalyası. Belki bilenleriniz vardır. Küçüklüğümden kalan nefis bir tattır bu sardalya konservesi. Geçtiğimiz günlerde bir markette dolaşırken Alaeddin Kızlı Sardalyesine benzeyen bir kap içerisinde bir sardalya konservesi gördüm. Hemen aldım bir tane. Üzerinde Selahattin Kızlı Sardalyası “Kızlı Marka” yazıyordu. Belki benim bilmezliğimdendir bilmiyorum ama aslında aradığım Alaeddin Kızlı Sardalyası olduğundan bu biraz da çakma gibi geldi. Yine de aldım.

selahattin kızlı sardalyası

Hemen hakkında biraz araştırma yaptım. Selahattin Kızlı Sardalyası’da uzun yıllardır piyasada olan bir markaymış. Ben rastlamamıştım. Böylece tanışmış olduk.

Alaeddin ile paketi ve paket üzerindeki resme kadar benzerlikleri olan konserve kutusunu vakit geçirmeden açtım. Aslında aradığım küçükken “tuzlu balık” diye kısaltarak söylediğim lezzetti. Hemen o mu diye baktım maalesef o değildi.

Açtığım konserve bildiğimiz lezzette bir sardalya konservesi. Çok sevdiğim bir balık olan Sardalya’nın bu küçük pakette biraz da pahalı olan bir sunumu. Lezzeti yerinde. içindeki yağı v.s yeterli kıvamda. Ama dediğim gibi aradığım lezzet tuzlu sardalya olunca öyle bir an hayal kırıklığı yaşadım işte.

Selahattin kızlı sardalyası

Sonrasında biraz araştırayım dedim. Alaeddin Kızlı Konservesini bir ara bulurum ama neymiş bu benim bilmediğim Selahattin Kızlı Sardalyası diye bir süre araştırdım. Kendi anlatımlarıyla şöyle tanıtmışlar kendilerini;

Selahattin Kızlı Sardalyası

“Gelibolu, Türkiye hatta dünya tarihinin yazıldığı yerlerden biri. Tarihi önemi büyük. Her yıl binlerce insan bu topraklara ziyarete gelir. Doğası, havası da çok güzeldir ama dünyanın en güzel sardalyesinin Çanakkale Boğazında çıktığı söylenir. Ve “Kızlı Marka” sardalye konservesi neredeyse efsane olmuştur. Tuzlu balığı, ançüezi kadar çirozu, lakerdası da meşhurdur.

1970’li yıllara kadar Gelibolu’da 7-8 tane konserve fabrikası varmış. Ama zamanla hepsi art arda kapanmaya başlamış. Bugün benim sürdürmeye çalıştığım aile yadigârı Selahattin Konservesi kalan üç fabrikadan biri.

Bizim fabrikamız 1950 yılında babam Selahattin Kemerli tarafından kurulmuş. Dedem, dedemin tüm kardeşleri de bu işi yapardı. Fabrika 1970’lere kadar altın çağını yaşamış, sabahlara kadar yüzlerce işçi balık basarmış. 1973 yılında babam ürettiği malları satmaya götürürken geçirdiği bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir.

Ve en büyüğü 17 yaşında üç küçük kızla kalan annem Halim’e Kemerli kadının adının iş yaşamında olmadığı bir dönemde fabrikanın başına geçmiş. Yirmi yıl boyunca da tüm güçlüklere göğüs gererek yüzlerce işçiye istihdam sağlamış. Mücadelesinden hiç ödün vermeden de tüm Gelibolululara da gün gelip sabahlara kadar çalışılan böyle bir işte kadın varlığını kabul ettirmiş.

1995 yılında annemin vefatıyla işin başına geçtiğimde bu fabrikanın bizim için sadece para kazanılan bir iş olmadığını, her zaman hayatımın bir parçası olduğunu, zaten çocukluğumdan beri bu işin içinde olduğumu fark ettim.

Beni bu işe böylesine bağlayan ailenin kutsal emaneti oluşu mu, yoksa kültürel bir miras olan tuzlu balığın yok olacağı korkusu mu bilmiyorum?

Her şeye rağmen bu gün Selahattin Konserveleri her gün kapılarını açıp tüm çalışanlarıyla birlikte geleneksel tatları tuzlu balıklarını, ançüezlerini, kızlı sardalyesini üretiyor. İstanbul’dan İzmir’e, Antalya’dan Bodrum’a Türkiye’nin dört bir yanına dağıtım yapılıyor. Dönem dönem askeri ihalelere katılıyor, alabalık, hamsi konserveleri üretip teslim ediyor.”

Bundan sonra rastladığımda artık bu bilgilerle bakıp tadım yaparım. Ancak tuzlu balığı aramaya devam edeyim. Kimbilir belki bir yerlerde rastlarım.

BİR CEVAP BIRAK